Ahmet Hakan Uyanık: Türkiye Teknolojide Neden Hak Ettiği Yerde Değil?

28.07.2026

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ar-Ge ve Üretim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Türkiye'nin teknoloji, Ar-Ge ve yatırım ekosistemini mercek altına alan yeni çalışmasını kamuoyuyla paylaştı. Uluslararası kuruluşların verileriyle desteklenen; Türkiye’nin genç nüfusu, nitelikli insan kaynağı ve sanayi altyapısıyla ciddi bir teknoloji üretme potansiyeline sahip olduğu, ancak bu potansiyelin küresel ölçekte ekonomik bir güce dönüştürülmesinde dirençlerle karşılaşıldığı tespit edilen çalışma şöyle:

Ahmet Hakan Uyanık: “Türkiye Teknoloji Üretiyor Ancak Ürettiği Bilgiyi Küresel Ekonomik Güce Dönüştürmekte Zorlanıyor”

Türkiye, genç nüfusu, nitelikli insan kaynağı ve gelişen sanayisiyle teknoloji üretme potansiyeline sahip önemli ülkelerden biridir. Son yıllarda patent başvurularındaki artış, savunma sanayiindeki gelişmeler ve dijital altyapının güçlenmesi de bu potansiyelin somut göstergeleridir.

Ancak uluslararası veriler, bu başarıların Türkiye’yi küresel teknoloji liginde üst sıralara taşımaya henüz yetmediğini göstermektedir.

Ar-Ge ve Üretim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı olarak hazırladığımız çalışma; Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), OECD, Dünya Bankası, IMD Dünya Rekabet Gücü Merkezi ile TÜİK, TÜRKPATENT ve TÜBİTAK verilerini birlikte değerlendirmektedir. Ortaya çıkan tablo açıktır:

Türkiye teknoloji üretebilen bir ülkedir; ancak ürettiği bilgiyi, buluşu ve girişimciliği küresel ekonomik güce dönüştürmekte zorlanmaktadır.

Patent başvurularında önemli artışlar yaşanırken, uluslararası patent başvurularında aynı başarı yakalanamamaktadır. Yerli girişimler ortaya çıkmasına rağmen, büyümek isteyen birçok teknoloji şirketi yatırım ve finansmana erişebilmek için faaliyetlerini yurt dışına taşımaktadır.

Benzer şekilde girişim sermayesi yatırımları son yıllarda ciddi şekilde gerilemiş, ileri aşama yatırımlar ise neredeyse durma noktasına gelmiştir. Oysa aynı dönemde dünya genelinde ve bölgemizde girişim sermayesi yatırımları büyümeye devam etmiş, birçok ülke teknoloji girişimlerini küresel ölçekte büyütecek finansmanı çekmeyi başarmıştır. Türkiye'de ise büyümek isteyen birçok teknoloji şirketi, yatırım ve finansmana erişebilmek için faaliyetlerini yurt dışına taşımaktadır. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sorundur. Çünkü teknoloji yarışında artık sadece fikir üretmek değil, o fikri küresel ölçekte büyütecek sermayeyi, güven ortamını ve yatırım ekosistemini oluşturabilmek de belirleyici hâle gelmiştir.

Uluslararası raporların ortak tespiti ise dikkat çekicidir. Sorun mühendislik kapasitesinde ya da insan kaynağında değildir. Asıl ihtiyaç; güven veren kurumlar, öngörülebilir ekonomi yönetimi, bağımsız düzenleyici yapılar ve uzun vadeli yatırım ortamıdır.

Bugün Türkiye’de internet erişimi yüksek seviyelere ulaşmış, Ar-Ge harcamaları geçmiş yıllara göre artmıştır. Ancak bu gelişmeler, dünya ile rekabet edebilmek için tek başına yeterli değildir. Ar-Ge’nin daha fazla üretime dönüşmesi, üniversite-sanayi iş birliğinin güçlenmesi, girişim sermayesinin Türkiye’de kalması ve yüksek teknoloji ihracatının artırılması gerekmektedir.

Teknoloji politikaları yalnızca teşvik açıklamakla başarıya ulaşmaz. Asıl başarı; açıklanan hedeflerin bağımsız verilerle ölçülmesi, şeffaf biçimde takip edilmesi ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla uygulanmasıdır.

Bizim yaklaşımımız nettir.

Türkiye'nin teknoloji alanındaki gerçek gücü; gençlerinin yeteneğinde, mühendislerinin bilgi birikiminde, bilim insanlarının üretkenliğinde ve girişimcilerinin cesaretindedir. Hükümetin görevi ise yalnızca teşvik açıklamak değil; hukukun üstünlüğüne dayanan, öngörülebilir, rekabetçi ve güven veren bir yatırım ekosistemi oluşturarak bu potansiyelin dünya ölçeğinde değer üretmesini sağlamaktır.

Ar-Ge ve Üretim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı olarak hedefimiz; teknoloji politikalarını günlük siyasi söylemlerin değil, bilimsel verilerin, uluslararası ölçütlerin ve uzun vadeli stratejik planlamanın yön verdiği kalıcı bir kamu politikası hâline getirmektir.

Çünkü; teknoloji yarışını kazanan ülkeler yalnızca daha fazla Ar-Ge harcayan ya da daha fazla patent üreten ülkeler değildir. Asıl başarı; bilgiyi ürüne, girişimi küresel ölçekte rekabet eden şirketlere, yeniliği ise toplumsal refaha dönüştürebilen güçlü kurumlar ve güven veren bir yönetim anlayışı inşa edebilmektir.

Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla potansiyel değil; mevcut potansiyelini küresel rekabet gücüne dönüştürecek güçlü kurumlar, sürdürülebilir politikalar ve geleceği bugünden planlayan bir yönetim anlayışıdır.



Benzer Haberler